|
Biyoloji Öğretmeni, öğrencilerinden birisine sormus. :
-Çocuğum "Refleks hariçinde insanların istem dışı olarak hareket etmesine ne denir?
Öğrenci:
-"Tik'tır hocam.
Öğretmen:
-"Afferin çocuğum bildin. Senin adın nedir?
Öğrenci:
-"Tüleyman öğretmenim
Yok
Kadının biri bakkala girmiş,
-Ekmek var mı?
-Özür dilerim..Yok!
-Yoğurt var mı?
-Maalesef o da yok..
-Çikolata? Bisküvi?
-Kusura bakmayın..
-Deterjan? Tuvalet kağıdı?
-Hayır..
-Aman Tanrım..! Kapatmalısınız bu dükkanı..
-Haklısınız ama anahtar da yok!
Temel avcı
Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliğinde ilerlemektedir.
Karşılarına küçük bir delik çıkar.
Temel: -yatın yere, tavşan deliği !
Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar.
Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar.
Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar.
Temel : -Yatın yere, tilki deliği !
Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar, onu da vururlar.
Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar.
Temel : -Yatın yere, ayı ını !
Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar.
İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler.
Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar.
Acemiler hep birden Temel'e bakar.
Temel : -Uşaklar ne çıkacağını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!
Ertesi gün gazetelerde :
"Dört avcı tren altında can verdi..."
STİL
Öğretmen öğrencilere soru soruyor: - "Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş kaldı?" Biri cevap veriyor: - "4 kuş kalır." Başka bir çocuk da hemen atılır: - "Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz..." Öğretmen bunun üzerine: - "Cevap yanlış ama stilini sevdim", der. Çocuk buna karşılık verir: - "Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum... Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var. Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak... Bu bayanlardan hangisi evlidir?" Öğretmen düşünüyor, düşünüyor... - "Emerek yiyen evlidir", diyor... Çocuk cevap veriyor: - "Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan... Ama ben de sizin stilinizi sevdim.."
CEPHEDEKİ KARADENİZLİLER
Karadenizliler ile Ruslar cephede savaşıyorlar.
Günlerce siperin arkasından ateş edip duruyorlar, ama ölen yok.Rusların
aklına bir kurnazlık geliyor:
Biz bunlari kandırırız. Ünlü bir laz ismi bulalım hep birlikte
bağıralım, onlar ayağa kalkar seslenirler,biz de öldürürüz....
Ne diyelim?
TEMEL diyelim
Tamam "Temel" diyecegiz.Bir,iki,üç.....TEMEEEEEEL....!!!!
Karadeniz cephesinde Temeller ayağa kalkmış:
-Ne vaaaaar!
Ruslar ayağa kalkan Temelleri oldurmuş.Ruslar:
-Güzel oldu,bu sefer DURSUN diyelim. Bir,iki,üç... DURSUUUUUNN...!!!
Dursunlar ayakta:
-Ne vaaaar?
Ruslar,ayağa kalkan Dursunları da oldurmuşler:
-Güzel bu sefer İDRİS diyelim. Bir,iki,üç.....İDRİİİİİİİİİS...!!!!
İdrisler ayakta:
-Ne vaaaaar?
Ayağa kalkan İdrisleride oldurmuşler. Bunun üzerine Karadenizliler
cephesinde:
-Bu böyle olmaz hep azalıyoruz.Ayni oyunu bizde onlara oynayalim
-Tamam oynayalım
-Ne diyelim?
-VLADIMIR diyelim.
-Tamam.Bir,iki,üç... VLADIMIIIIIIIIIIIIIIIR....!!!
...karşı tarafta çıt yok.
- VLADIMIIIIIIIIIIIIIIIIR.....!!!!
... yine çıt yok.
Birazdan karşı cepheden:
-Kim bağirdıııııı?
Karadenizliler hep birlikte ayakta:
-BİİİİİİİİİİİİZ..!!!!!!!!!
Ada
Temel, Fransiz ve ingiliz'in bindikleri gemi
batmis.Günlerce aç susuz
> kaldiktan sonra bir adaya çikmislar.Tam kurtulduk
diye sevinirlerken bir
dolu yamyamyn bas uçlarinda belirdigini
görmüsler.Yamyamlarin niyetinin
kötü oldugunu gören kazazedeler :
- Ne olur bizi yemeyin, diye yalvarmislar. Kral yamyam :
- Sizleri bir teste tabi tutacagizz, en basarili
çikani affedecegiz. Her
birinizi birer kulübeye hapsedip birer maymun
verecegiz. Bir yil sonunda
en cok yavru maymun dogurtaniniz kurtulacak, demis
Kulubeler hazirlanmis,
maymunlar konulmus, kapilar sikica kapatilmis Hergün
kapi altindan
yemekler gönderilmis.
Birinci yilin sonunda kapilarin açilma zamani
gelmis.
Ilk olarak Fransizin kapisi açilmis. Üç tane yavru
maymun oradan oraya
zipliyor. Fransiz pestili çikmis bir durumda.
Ikinci olarak ingilizin kapisi açilmis. O da harap
durumda ama bes tane
yavru dogurtmus.
Son olarak Temel'in kulubesine giderken yamyam
hokomoko :
- Bu Türkler uçkurlarina çok düskün millettir. simdi
kapiyi açacagiz en
azindan on yavru üzerimize atlayacak demis.
Kapi açilmis ama ne görsünler Temel bir kösede kös
kös oturuyor., Temel'e
verilen maymun harap durumda, ortada da sadece bir
yavru var ama onun da
bir gozu var bir gozu yok, kafasi gövdesinden büyük,
kisacasi tam bir
hilkat garibesi!
- Ne lan bu!, demis hokomoko...
Bir yilda dogurta dogurta sadece bunu mu dogurttun?
- Ulan şerefsizler, demis Temel.
Vermissiniz şükredin!
TESADÜF BU YA!
Kopenhag'da bir genç doğum kliniğine girip danışmaya başvurdu:48 numaralı odada
yatan genç kızla görüşmek istiyorum.
Nöbetçi hemşire sordu:
Hay hay! Siz nesi oluyorsunuz hastanın?
Ben mi? Erkek kardeşi?
Bu sırada hemşirenin yanında duran hanım hemen atıldı:
Öyle mi? Çok memnun oldum tanıştığımıza. Ben
de annesiyim...
EVLİLİĞİN BÖYLESİ
Nasrettin Hoca evlen meye niyetlenir. Eş-dost bir hatuncağızı öve öve göklere çıkarırlar.
Şöyle huylu! Böyle soylu!
Dünyalar güzeli... Hoca'nın gönlünü çelerler.
Evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Ho ca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah'ım! Çirkin bir gelin.Gelin hanım, kocasına sadakatini göstermek için:
Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, ki
me görünmeyeyim? diye sorar.
Hoca şaşkın:Aman hatun, bana görünme de kime görünürsengörün... der.
DOĞRU SÖZ
Müfettiş, öğrencilere sorar:
İçinizde en uslu kim?
Öğrenciler, hep bir ağızdan - cevap verirler:
Öğretmenimiz!
GEZGİN
Hoca'nın hanımı çok gezermiş. Düğün-dernek, bayram-seyran... dolaşırmış.
Hoca'nın dostları:
Hocam, yenge biraz çok do laşmıyor mu? derler.
Ne de olsa hatunu. Hiç laf söyletir mi Hoca...
Hiç sanmıyorum, der ve ekler:
O kadar dolaşsaydı, bazen bize de uğrardı...
EŞEK BAŞI
İstanbul'a yeni gelen köylü, ku yumcu dükkânının vitrinini merakla inceliyordu. Kuyumcunun çırağı, onunla alay etmek için:
Hemşerim, dedi, ne bakıyorsun öyle?
Hiç... Bu dükkânda ne satılır
diye merak ettim de...
Çocuk güldü:
Eşek kafası satılır.
Allah versin..Alışverişiniz yolunda olmalı...
Nereden bildin, dayı? Baksana, koca dükkânda seninkinden başka kalmamış!
NEYİ GÖRMEMİŞ
Şoför kullandığı taksiyle "Sağa dönülmez işaretine rağmen sağa saptığı sırada trafik polisinin keskin keskin çalan düdük sesiyle birden yavaşladı, sonra yolun kenarına çekilerek durdu. Trafik polisi, sağ elinde zincirden tuttuğu düdüğü sallaya sallaya yürüyerek tak sinin yanına geldi, sert bir sesle sordu:
Levhayı görmedin mi?
Şoför, kabahatli olduğunu kabul etmenin rahatlığı içinde itirafta bulundu:
Görmesine gördüm de sizi görmedim...
KILÇIK
Sınıfta öğretmen insan iskeletini göstererek sordu: Bunun ne olduğunu söyleyebilir misin Salim? dedi. Karadenizli Salim hemen
cevapladı:
İnsan kılçiğidür öğretmenim...
SON ÜMİT
Adam kaynanasıyla birlikte Avrupa gezisine çıka caktı, arkadaşı sordu:
Yahu sen hep kaynanandan yakınıp durmaz miy
din? Şimdide Avrupa gezisine mi çıkarıyorsun?
Ne yapayım kardeşim, sık sık Avrupa'yı görme
den Allah canımı almasın! deyip duruyor... Benimki, bir umut işte...
YAĞ SORUNU
Akıl hastanesine, kendisini ziyarete gelen arkadaşına dert yandı:Sorma dostum... Motora
meraklı olduğum için getirip buraya tıktılar beni. Allahaşkına, sen araba sevmez misin?
Severim. Zeytinyağlısından mı hoşlanırsın, tereyağlısındanmı?
ÖĞRENCİ ŞİİRİ
- Tembel bir öğrenci, yazılı kağı dına şu satırları yazmış:
Yürü boş kağıt, yürü... Öğretmenin yüzünü gör de gel.
Üç zayıfım vardı, dört oldu mu sor da gel...
APTALCA DÜŞÜNMEK
Federal Almanya vatandaşı dış yolculuktan döndü. Getirdiği papağanla kendi gümrüğüne girdi. Muayene memuru işin gereğini anlattı:
Canlı papağana, yüz mark gümrük ödeyeceksiniz.
Cansız içi doldurulmuş papağan olsaydı gümrüksüzdü.
Adamın bir anlık tereddütü üzerine papağan söze karıştı:
Bana bak Hans! Öyle aptalca şeyler düşünme!
YAŞLILIK
Bir adam,arkadaşınahastalığından dert yanıyordu:Hele şu sağ bacağımdaki romatiz
manın verdiği acıya hiç dayanamıyorum, dedi. Nedeni nedir, acaba?
Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan.
Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri.Adam:
Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ bacağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor?
YORMASAYDIM
Temel otelde kahvaltı ederken, tabağındaki zeytini bir türlü çatalıyla yaka-layamaz. Epeyce uğraştığı- nı gören garson, yanına yaklaşır, çatalı alır ve bir seferde zeytine batırır. Temel küçümseyerek bakar:
Uyy garson, ha pu zeytinu pen yormasaydum, sen
oni zor yakalayaçağitun.
KURTULUŞ ÇARESİ
Temel, Cemal ve diğer Karadenizliler açık denizde küçük bir tekne ile fırtınaya tutulmuşlar dı. Yanlarından büyük bir gemi geçmekteydi.
Temel:
Uyy, kurtarun pizuuu... İmdattt!. diye haykırıyordu.
Geminin güvertesinden birisi de yanıt veriyordu: Biz adam almıyoruz, biz adam almıyoruz. Bunu duyan Temel: Uyy, haçan piz lazuz, lâz, alun pizu.
HIRSIZLIK AYIP
Bir eşkıya, fakir olduğu için Diyojen'e hakaret etmişti.Diyojen hiç kızmadı. Sadece:
Bir adama fakir olduğu için hakaret edildiğini ha yatımda hiç görmedim. Ama pek çok insanın hırsızlık tan ötürü asıldıklarım gördüm, dedi.
İLK KAMÇIYI EN ÇİRKİNİ VURACAK!
Müthiş bir eleştirici olan bir Bektaşi yazar, kadınlar hakkında öyle bir kitap yazmış ki söylenmedik söz bırak mamış. Bunun üzerine on- beş kadar kadın biraraya gelerek yazarı dövmeye ka rar verirler. Bir gün Bektaşi evine giderken yolunu kesip bağırmaya başlarlar:
Sen bizim hakkımızda bir kitap yapıp aleyhimiz
de türlü türlü şeyler yazmışsın. Biz de seni öldürünceye
kadar dövmeye karar verdik. Birer kamçı alarak buraya
geldik. Cezana hazır ol, diyerek kamçılan göstermişler.
Bektaşi kadınları yatıştırmaya çalışmışsa da başarılı olamadığından dayak yemeğe razı olarak:
Fakat bir şartla. Birinci kamçıyı içinizden en çirkin olanı vuracak, demiş. Kadınlar bu şartı kabul etmişler.
Fakat ilk kamçıyı vurmak için kimse öne çıkmayın ca, bu dayak faslı da yarım kalmış.
ÖLÜM KÖLE İLE KRALI EŞİT KILAR
Büyük İskender, Diyojen'i, birbiri üstüne yığılmış in san kemikleri arasında bir şey ararken görmüş ve ne yaptığını sormuştu.
Diyojen: Babanızın kemiklerini arıyorum.
Ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum, cevabını vermişti.
DOMUZ ETİ YEMEYİZ
Şeyh Şamil esir düştüğünde, Ruslar bu kahraman adama büyük saygı göstermiş. Rus çarı kendisini yemeğe davet etmiş. Şeyh Şamil, yemekte, aç gibi iştahla yemiş.
Kahramanlığı kadar yemekteki iştahı karşısında da hayrete düşen çar:
Adama bak, demiş. Beni de yiyecek.
Şeyh Şamil cevap vermiş:
Biz müslümanız. Domuz eti yemeyiz.
ÇALARKEN NEŞELENMEK
Neyzen Tevfik'e bir gün sorarlar:
Çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
O günlerde Maliye Bakam hakkında yolsuzluk dedi koduları alıp yürümüştür.
Neyzen Tevfik, fırsatım kaçırmaz:
Maliye Bakanı değilim ki, çalarken neşeleneyim,cevabını verir.
BEHLÜL'ÜN HAKİM MAKAMINA OTURMASI
Halife Harun Re- şid'in süt kardeşi di vane Behlül bir gün yoluna devam ederken pencereden bakmış ki hakimin yeri boş, hemen geçip o makama oturmuş. Bunu gören vazifeliler:
Vay gidi divane, senin bu makamda ne işin var?
Kalk bakalım, diyerek, sille tokat dışarı atmışlar. Bunu görenler Behlül'e sormuşlar:
A divane, böyle ne iş yaptın ki seni bu kadar dövüyorlar? demişler. O da cevap vermiş:
Ben bilmem, hakimin makamında bir dakika ya
oturdum ya oturmadım, buna rağmen bu kadar dayak yedim. Hakim ise sabahtan akşama kadar o makamda oturmaktadır,nekadar dayak yiyeceğini artık Allah bilir...
İSRAFÇI ADAMA DERS
Diyojen, israfçı tutumuyla bilinen bir adamla karşı lamıştı. Ondan bir lira istedi. İsrafçı adam:
Niçin başkasından 10 kuruş istiyorsun da, benden bir lira, diye sordu.
Diyojen şu uyarıcı cevabı verdi müsrif adama:
Çünkü, başkalarından yine istesem, bana verirler. Ama, bu israfın yüzünden, senin bir daha verebileceğin den şüpheliyim.
DOĞRU SÖYLEDİĞİN İÇİN
Bektaşinin biri, boynunu bükerek bir zenginin yanına yaklaşır. Sadaka ister.
Zengin adam:Utanmıyor
musun dilenmeğe yahu... Baksana güçlü -
kuvvetli bir adamsın.Sormayın... bir derdim var ki çalışmama mani oluyor.
Neymiş o dert?
Ne olacak tembellik!
Bu cevap zenginin hoşuna gider ve cebinin köşesindeki kuruşu Bektaşi'ye uzatır:
Al şu kuruşu bakalım... der. Bu parayı sana acıdığımdan değil, doğru söylediğin için veriyorum.
BİR GÖZÜN KÖRMÜŞ
Adamın biri evlenmiş. Her akşam, eli kolu dolu olarak evine gidermiş. Bir gün, her nasılsa, eli boş gitmiş. O güne ka- *- dar, hep kocasının eline bakan karısı, elini boş görünce, yüzüne bakmış ve bir çığlık atmış:
Aaa! Senin bir gözün körmüş.
SON ÜMİT
Nasreddin Hoca nın çok sevdiği eşeği bir gün kaybolmuş. Hoca, eşeği aramak için, kırlara doğru açılmış. Bir taraftan da bir türkü söyleme ğe başlamış.
Böylece dolaşıp dururken bir tanıdığına rastlar.Tanıdığı:Hoca, böyle türkü çağıra çağıra nereye gidiyorsun? diye sorar.
Hoca merhum da eşeğini kaybettiğini, onu aramakta olduğunu söyler.Ahbabı:
Bu ne iştir Hoca efendi? Benim bildiğim, insan
eşeğini kaybetti mi, feryat eder, ağlar, dövünür. Sen ise türkü söylüyorsun!
Hoca, ona önündeki tepeyi gösterir.
Bir ümidim şu dağın ardında kaldı. Eşeğimi orada da bulamazsam, o zaman siz dinleyin bendeki feryadı!
NİYE KOŞAYLAR?
Cemâl gazetesinden ba şını kaldırıp sorar:
Haa bu uşaklar ne ko-
şaylar böyle?
Temel cevap verir:
Ula bunlar koşicudur,
başbakanlık kupası için ko-şaylar.
Ha kupayı çime vereceklerdur?
Birinciye.
Öbürkilere bir şey yok midur?
Yoktur.
Öyleyse onlar niye koşaylar?
YALANCI
Asker, komutanın karşısına çıktı, izin istedi. Komutan se bep sordu:
Efendim, karım çocuğumuzun çok hasta olduğunu yazmış da..Yalan söylüyorsun. Çünkü karından gelen mektububen de okudum, hiç öyle bir
şeyden bahsetmiyordu.
Asker selâm verdi, tam kapıdan çıkarken, döndü ve samimiyetle:
Komutanım, dedi. İkimiz de yalancıyız anlaşılan, çünkü ben evli değilim.
İLK ATIŞTA VURMAK
Temel ile Dursun evlerinin bahçelerinde otururken bir tane, bir tane daha derken 21 pare top atılır.
Temel merak eder:
Nedir bu sesler?
Bugün komşu devlet başkam geldi. Onun için top
atılıyor, der Dursun.
Temel sinirli sinirli başını sallar:
Şu işe bak! Bizim zamanımızda tek atışta vurur
lardı...
DÜNYADA HERŞEY GEÇER
Baba erenler bir gün sokakta gezinirken dehşetli bir yağmura tu tulmuş.
Bir ağacın altına sığınarak boş bir arabanın geçmesini beklemiş. Bir saatten fazla beklediği halde oradan hiç bir araba geçmeyince kendi kendine mırıldanmış:
Bir de şu fani dünyada her şey geçer derler. Şura da bir saattir bekliyorum, daha bir araba bile geçmedi.
ALIŞMAK LAZIM
Gazeteci Halil Lütfi ile Peyami Safa, Bebek'e gidi yorlardı.
Tranvay gelince, Peyami Safa öndeki birinci mevki kompartımanına doğru yürürken Halil Lütfi, Peyami Safa'yı arkadaki 2. mevkie doğru çekti. Buraya binece ğiz, dedi.
Peyami Safa:
Senin gazeteci kartın yok mu? diye sordu.
Var, dedi Halil Lütfi.
Peki, neden birinci mevkie binmiyelimöyleyse?
Alışmak için.
Bakalım her zaman kartımız olacak mı?
FARZ EDELİM Kİ...
Temel'in küçük takası, on kişilik tayfasıyla Karadeniz'in engin sularında yol almaktadır. Temel tayfa larını yanına çağırır. Onlara şöyle der:
Uyy uşaklar, ha purada pi teneke altinumuz olsa idu ne ederduk?
Uşaklar:
Uyyy paylaşirduk onlari...
Temel öneriyi kabul eder ve altınları paylaştırmaya başlar:
Uyy... on peş altin bağa, pi altin süze, on peş altınbağa, pi altin süze...
Tayfalar buna itiraz ederler ve aralarında müthiş bir kavga başlar. Kıyasıya dövüşürler. Neden sonra Rize'ye geldiklerinde durumu mahkemeye intikal ettirirler. Mahkemede yargıç olayı anlattırır. Hem Temel, hem de
tayfaları olduğu gibi olayı anlatırlar. Bunun üzerine yar
Peki getirin altınları, dediğinde, hepsi bir ağızdan: Uyy hacim pey, pizum altinumuz falan yok, olacağinu farz edeyduk.
MAYMUN
Din dersi öğretmeni öğrencile re bütün insanların Adem ve Havva'dan geldiğini söyledi. Bir öğrenci söz aldı:
Bu doğru değil.
Nasıl yani? dedi öğretmen.
Babam bize maymundan geldiğimizi söyledi.
Sevgili çocuğum, dedi öğretmen, sizin özel ailetarihiniz bizi hiç ilgilendirmiyor.
ŞİŞEYİ EVDE BIRAKMIŞ
Doktor muayenede hastasına sordu:
Sigara içiyor musunuz?
Hasta:
Elbette, dedi. Ve cebinden
sigara paketini çıkararak ikram
etti. Doktor reddetmedi.İkisi desigaralarını yaktı. Doktor muayeneye devam etti:
İçki içiyor musunuz?
Aahh be doktorcuğum! İçerim, ama ne yazık kişi
şeyi evde bıraktım.
AKŞAM SERİNLİĞİ
Bir grup turist, kendi aralarında konuşuyorlardı. İngiliz hidrojeni patlatacaklarını, Rusla Amerikalı Ay ve Merih'i fethedeceklerini söylüyorlardı. Sıra bizim Temel'e gelince:
Şu yakında, ha biz da cüneşe ci- deceğuz,dedi.
Böyle bir tasarıdan hiç birisinin haberi yoktu. Hayretle sordular:Nasıl olur, henüz yıldızların keşfedilmediği bir
evrende, güneşe gidebilmek, olacak şey değil!
Pekio kadarsıcağa nasılkarşı koyabileceksiniz
Hesabı sıkı yapılmıştır. Akşam serunluğunda ci
deceğuz da... der bizim Karadenizli.
LİSTE
Adamın birini kuduz kö pek ısırmış. Ama adam çok vurdumduymaz olduğu için, bugün iğne olurum, yarın iğ ne olurum derken iş işten geçmiş. Doktora başvurup da kuduz olduğu gerçeğini anlayınca hemen bir kağıt kalem isteyip uzun uzun bir şeyler karalamaya başlamış.Doktor uzun süre beklemiş, bir ara dayanamayıp hayretle sormuş."
Vasiyetnameniz bu kadar uzun mu?
Vasiyetname hazırladığımı söyleyen kim doktor?
Ben ısıracağım siyasilerin listesini yapıyorum! demiş.
İPE UN SERMEK
Nasreddin Hoca, münasebetsiz kom şusunun hemen her gün olur olmaz şeyler istemesinden bıkmış.Komşu bir gün çamaşır ipi isteyince:
Veremem, demiş. İpe un serdim.
Aman Hoca, ipe un serilir mi?
Adamın vermeye niyeti olmazsaipe un serer...
AYNI YERDE
Temel uzun zamandır gör mediği arkadaşı Cemal'le İstanbul'da karşılaşır:
Uşak nasilsun pakayum?
İyiyum...
Çocuklarun nasuldur?
Onlar da çok iyidur...
Ha karin nasuldur?
Temel böyle sorunca Cemal'in birden yüzü deği şir... Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü ha tırlayıp hemen şöyle der:
Yani aynı mezarda mi yatayii?
ARHAVİLİ
Gün: 12 Ekim 1492... Kristof Kolomb, batı yönüne giderek Hindistan'ı bulacağına inanıyor ya! Gitmiş, git miş... Amerika sahillerine yanaşmış... Sabah hava yeni aydınlanıyor. Kolomb, "Santa Maria" gemisinde büyük üniformasını giymiş. Zabitler ve tayfalar güverteye sıra lanmış...
Kıyıda da Kızılderililer sıralanmış. Başlarında Koca Reis var. Gemi yaklaşmış, yaklaşmış... Ses mesafesine girmiş...
Bu sırada gemidekilerden biri iki elini ağzına yanaştırıp bağırıyor: "Ha orada bir Rize'li var midur?"
Kızılderili saflarından da birisi bağırmış: "Ha Rize'li yoktur, ama Arhavi'li vardır daa..."
DESENE OCAĞIM SÖNDÜ
Gurbette çalışan iki Karade nizliden biri izinden dönmüş, hemşerisine memleketten haber ler veriyordu:Memlekette kar yağdı,
kurtlar çakallar köye kadar indi,
dedi. Bunun üzerine arkadaşı:
Bir zarar verdiler mi?
Sizin çilli horozu çakal kaptı.
Peçi Karabaş nerede imuş?
Eşek Karabaşa tekme atarak öldirmuş.
Eşek değirmenda değul miydu?
Değirmenden babanın tabutunu cetirmişdu.
Uy, babam öldi mu?
Öldü ya. Ananın ölümüne dayanamadu da..
Ah anam ah! O da mu öldi?
Eviniz yanarken kurtaramaduk.
-Uyy desene ocağum söndü...
ÇENESİ DÜŞÜK
Fikret ilk karnesini almıştı. Notları çok iyiydi, fakat bir not düşülmüştü:Çok konuşuyor.Babası karneyi imzaladı ve ekledi:
Siz bir de annesini görseniz.
Aynı Karadenizli birkaç gün sonra bir bakkala gitti. "Bana bir mim verin..." dedi.
Bakkal anlayamadı, birkaç kez tekrar ettirdi, sonra eliyle göstermesini istedi. Karadenizlinin işaretine ba kınca:Yooo, o mim değil mumdur, dedi. Olsun, mim demek, dayak yemekten iyidir, dedi Karadenizli.
DAYAK YEMEKTEN IYI
Karadenizli vapur acentasına gitti:
Biz vapuru kaçirduk, başka
vapur bulur misunuz?, dedi.
Kaç kişisiniz? Yediyuz.
Acenta yetkilisi bu kadar müş
teriyi kaçırmamak için hemen yeni
bir vapur istedi. Vapur geldiğinde Karadenizli ve arkadaşları rıhtımda toplanmışlardı. Ama nedense fazla kalabalık değillerdi. Görevli sordu:
Hani yedi yüz kişiydiniz?
Doğridur, işte pir, içi, üç, dört, beş, altı, yedu.Toplam yediyuz da..., dedi Karadenizli.
Kafası attı acenta yetkilisinin. Karadenizliyi bir gü zel dövdü ve:
Eğer, bir daha (i) yerine (u) dersen; canına okurum... dedi.
HESAP
İki sarhoş kıyasıya kavga etmiş, birbirlerinin kafasını gözünü yarmışlardı. Polis kavgacı sar hoşları hastahaneye getirdi. Doktor, yaralarını pansuman yapmak için hemşireye seslendi:Hemşire hanım, alkol getirin çabuk!..Sarhoş:Alkol istemem artık... Hesap getirin!., diye bağırdı.
HADDİNİ BİLMEK
Genç bir Amerikalı kız, Beethoven'in yaşadığı evi zi yaret etmiş, bu büyük sanatkârın piyanosu başına geçe rek onun "mehtap Sonatı"m gururla çalmaya başlamış tı.
Bitirdikten sonra, kendisine sert gözlerle bakan bek çiye:
Tahmin ederim, çok sayıda büyük insan burayı
ziyaret etmiştir, dedi. Evet, dedi bekçi. Ünlü müzisyen Pederewski, geçen hafta burada idi. Kız sordu:
Ve Beethoven'in piyanosunda çaldı değil mi?
Hayır çalmadı, cevabını verdi yaşlı bekçi ve sözlerine şu cümleyi ekledi:
Çünkü kendisini Beethoven'in piyanosunda çal
maya lâyık görmedi.
CİNSİNE GÖRE
Belediye otobüslerinin ne kadar kalabalık olduğu malûm. İşte böy le bir otobüste yolculuk eden Temel'in aya ğına iri yarı bir adam basar... Nasırı acıyan Temel, adamın yanına yaklaşır ve sorar:
Ula uşak, sen nerelisun?
Adam, Temel'e bakar, nereli olduğunu söyler ve ar dından sorar:
Niye sordun?
Hiç,bu cinsayular hangi memleketteyetişur diye
merak ettum daa... der Temel.
YEMEKTEN SONRA MI?
Doktor hastasını muayene ettik ten sonra saptadığı perhiz programı nı yazıyormuş:
Sabahları bir dilim ekmekle
yüz gram beyaz peynir. Öğleyin bi
raz salata ve haşlama et. Akşamları
bir dilim ekmek, yağsız süt ve bol
meyve yiyeceksiniz...
Hasta:
Peki doktor bey, bu yazdırdıklarınızı yemekten
sonra mı yiyeceğim yoksa yemekten önce mi?
NİÇİN HAPSEDİLMİŞLER?
Bir komünist Sovyet cezaevinde, 3 mahkûm arala rında konuşuyorlardı: Birinci mahkûm üzüntülü bir ses le:
Ben işime geç geldiğim için hapsedildim, dedi.
İkinci mahkûm hapis gerekçesine şöyle açıkladı:
Ben ise, işime erken geldiğim için hapsedildim.
Bir kapitalist casusu ancak işine erken gelir, dediler.
Üçüncü mahkum da şöyle konuştu.
Ben de işime tam vaktinde geldiğim için hapse dildim.Beni de, bir kapitalist saati taşımakla suçladılar.
AKIL
Temel birgün Dursun'a balık kılçığı yemenin insanın kafasını çalıştırdığını söylemiş. Bu habere sevinen Dursun yanına Temel'i de alarak hemen bir balık lokantasına gitmiş. Az sonra gelen balıkların etini Te mel, kılçıklarını Dursun yemiş. BöylecĞ üç porsiyon balık tü ketildikten sonra Dursun hesa bı ödemiş ve dışarıya çıkmışlar. Yolda bir ara Dursun:
Baa bak Temel. Sen galiba kazuklayisen beni..?
Temel gülerek cevap vermiş.
Bak, gördün mü? Kafan çalışmaya başladı ble..?
DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Hastayı ameliyathaneye götürüyorlarmış. Sedyenin başucunda yürümekte olan operatör bir ara hastanın ku lağına eğilmiş:
Bakın beyfendi, size yalan söyleyecek değilim. Size yapacağım bu ameliyatın başarı şansı yok denecek
kadar az. Ne olur ne olmaz, size şimdiden soruyorum,
son olarak size bir yardımım dokunabilirse, çekinmeden söyleyebilirsiniz, demiş.
Hastanın gözleri faltaşı gibi açılmış:
Evet doktor bey. Lütfen buradan kalkmama ve gi
yinmeme yardım eder misiniz?
TEŞEKKÜR
Adam, hızlı hızlı merdivenleri tırmanıp doktorun yanma geldi.
Teşekkür ederim doktor bey, tedavinizden çok memnun
kaldım,dedi.Ama siz benim hastam değilsinizki.
Adam güldü:Haklısınız doktor bey. Amcam sizin hastanızdı. Ve şimdi tüm serveti bana kaldı...
ADALETLİ PAYLAŞIM
Güngörmüş, yaşlı ve tecrübeli bir adamdan, iki kar deş arasında, babalarından kalan malı âdilâne şekilde paylaştırmasını istemişlerdi.
Yaşlı adam şu formülü tavsiye etti: Kardeşlerden biri malı mülkü ikiye ayırsın. Öteki kardeşe de seçme hakkı verilsin. Gerçekten de akıllıca bir öneri değil mi?
OLEY
Temel, İspanya'da boğa güreşlerine gitmiş. Kalabalık bir seyirci toplulu- Vğu varmış. Herkes matadorun hare ketlerine hep bir ağızdan "Oleeey!
Oleeey!" diye bağırıyormuş, ama Temel onlar sustuktan sonra tek başına Oleeey! Oleeey! diyormuş, Yanındaki İspanyol merak etmiş:
Kardeşim niye bizimle beraber bağırmıyorsun
da, tek başına "Oley" diyorsun?
Temel:
Uşağum, ben boğayı destekliyorum, demiş.
OTOBÜS
Temel ile Dursun otobüsle İstanbul'a gidiyorlardı. Yolun yarısına gelince şoför:
Sayın yolcular, şanzıman bozuldu bir saat mo
la veriyoruz..
Temel sordu:
Yahu Dursun, bu şanzıman nedir?
Ha şu vites varya,işte oni çalıştıran alettir.
Temel sinirlendi:
Ben onun bozulacağını baştan anlamıştım. Şo
för ha bire onunla oynuyordu...
KÖTÜ HABER
Sabahın bu erken saatinde sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim, dedi doktor telefonda hastasına. "Ama tahlil sonuçlarınızı aldım ve size verecek çok önemli haberlerim var. Kötü haberle mi başlayayım, yoksa çok kötü haberle mi?
Kötüsüyle başlayın doktor,
dedi hasta sinirli bir sesle.
Şey, dedi doktor. Teşhisime göre yirmi dört saat ömrünüz kaldı. Zavallı hasta donup kaldı. Sonra biraz gücünütoplayıp sordu: Peki çok kötü olan haber ne? Size dün haber verecektim, ama telefonunuz cevap vermiyordu.
ALDATMIŞ
Kahveye iriyarı, öfkeli bir adam girdi; olanca sesiyle bağırdı:
Ahmet kim?
Kimse ağzını açmadı. Gelen adam bir daha bağırdı:
Ahmet hanginiz? Çabuk karşıma çıksın!
Sonunda ufak tefek, çelimsiz biri yerinden kalktı:
Benim.
Kabadayı, yumruklarım sıkıp onun üstüne atıldı, pestilini çıkanncaya kadar dövdü. Kahvedekiler yerlerinden kımıldamıyorlar, neredeyse soluk bile almıyor lardı.
Kabadayı gittikten sonra dayak yiyenin başına üşüş tüler:Hastaneye götürelim mi?
Yerde kanlar içinde yatan adam, bir iki yutkunduktan sonra konuşabildi:
Nasıl kandırdum enayiyu. Benim adım Temel.
Amma nasil inandırdum oni!..
EVİN YOLU
Neyzen Tevfık, Aksaray'da bir ev kiralar.
Yeni taşındığı sıralar, gece eve dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece,
karşısına çıkan bekçiye:
Bekçi baba, der, Neyzen Tevfık buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun?
Bekçi, "bana kül yutturamazsın" dercesine bakıp ce vap verir:
Neyzen Tevfik sensin, a beyim.
Ben sana Neyzen Tevfik ben miyim? diye sorma
dım ki... Neyzen Tevfik'in evini sordum!
BİLGİSİZLİĞİN SONU
Gençliğinde din bilgisi alamamış, cahil fakat iyi ni yetli bir kişi, hayli yaşlan dıktan sonra, durumundan pişman olarak din dersi almaya başlamış. Bir caminin
imamı ona din dersi vermeyi kabul etmiş. Adam 40 yaşından sonra başlamış sıfırdan öğrenmeye.
Ama daha ilk günlerde Subaşı'nın dikkatini çekmiş. Subaşı şehrin emniyet ve huzurundan sorumlu ya... Osmanlı Devleti zamanında bunlar sokakları kontrol eder, şüpheli gördükleri insanları sorguya çekerler. Köyden yeni gelmiş, henüz şehre alışamamış bu garip adam da dikkati çekmiş ve yakalanmış... Subaşı'nın hu zuruna çıkınca da büsbütün şaşırıp abuk sabuk konuşmaya ba,şlamış. Subaşı hiddetle çıkışmış adama:
Sen Müslüman mısın?
Adam şaşkınlık ve korku içinde, biraz da bu işin so nunu düşünerek aklı dağınık bir halde cevap vermiş:
Müslümamm.
Müslümamm olur mu? Müslümamm elhamdülil
lah, diyeceksin be adam... Müslüman olduğundan dolayı Allah'a şükretmek yok mu? diyerek daha bir kızmış
ve biraz fazlaca da şüphelenmeye başlamış. Adam bukadar basit bir şeyi bilmiyor,varbunda bir bit yeniği demiş...
Madem Müslümamm diyorsun. Söyle bakalım İs
lâm'ın şartı kaçtır?
Adam, herhalde dinlediği hikâyelerin ve masalların da etkisiyle şaşırarak:
Kırktır efendim, demiş.
Subaşı'nın hiddeti son haddine çıkmış ve demiş ki:
Bu adam galiba bizi aldatıyor. Müslümamm dedi
ama, daha onun şartının kaç olduğunu bile bilmiyor.Yatırın falakaya...
Adamı falakaya yatırmışlar. Tabanının altına ver et mişler sopayı. Kalktığında ayaklarının üzerine basacak hali yokmuş. Şiddetli bir acıyla kıvranarak ve topallayarak, iki gözü iki çeşme ders almaya başladığı camiyi bulmuş.. Hoca onu bu perişan vaziyette görünce:Bu ne hâl? diye sormuş.
Adam başına gelenleri anlatmış,
Ah hocam, demiş. İslâm'ın şartını sordular. ,
Hoca atılmış birden:Beştir deseydin keşke...
Aman hocam, demiş adam. Hiç beş der miyim?
Ben 40 dediğim halde bu kadar dövdüler. Bir de Allahkorusun, beş deseydim, öldürürlerdi herhalde...
KİMDEN YANAŞIN?
Temel ile Cemal, kahvede oturmuş sohbet ediyorlardı. Temel birden sordu:
Ula Cemal,
tenhada pi domuzarastlasan ne edersun
de pakayum?Tüfeğimle ateş ederum oğa!
Ya tüfeğin yoğsa? Kafasına sopayla vururum daa... Peçi ya sopan da yoğsa?
Pıçağumla öldirurum oni.
De pakayum yanında pıçağın da yoğsa?
Ula Temel de pakayum bağa. Sen penden yana
musun, yoksa domizdan yana mu?
HERİFİN ADI
Hitler Almanya'da Başbakan olduğun da, yıl 1933'ü gösteriyordu. Kısa bir sü re sonra, öyle "iyi günler" falan gibi se lamları kaldırıp, Alman selamı işte bu dur deyip, "Heil Hitler (yaşasın Hitler)" diye bağırtmaya başladılar Almanları. Metazori. Başka selamlar vatan hainliği sayıldı.
Ünlü komedyen Karl Valentin akşam vakti her zaman uğradığı meyhanesinde yediiçti.. Borcunu ödedi. Kalktı, gidecek. Herkes me rak içindeydi, nasıl veda edecek diye. Valentin kapıya yaklaşıp herkese doğru dönerek elini kaldırdı ve bağır dı: "Heil..." Sonrası yok. Herkes bakıyor ve düşünüyor. Bir daha bağırdı: "Heil..." yine o kadar.. Düşünüyor. So nunda dayanamadı ve dedi ki:
Yahu, herifin ismini unuttum!
GEMİYİ DURDURAMAZLAR
Amerika'da, Robert Fulton'un Clarment adındaki ilk buharlı gemisi, Hudson Nehrinde ilk seferine hazırlanı yordu.
Nehrin 2 yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için, onbinlerce insan toplanmıştı.
Seyircilerden biri kötümser yaşlı bir çiftçiydi.Gemiyi yürütmeyi asla başaramıyacaklar, diyordu.
Fakat, neticede gemi çalıştı, sür'ati de gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyulaştı.
Nehrin 2 sahilindeki halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar.
Kötümser yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcası- na başım 2 yana sallıyarak:
Ama, gemiyi asla durduramazlar, diyordu.
KORKUTMA BEDELİ
Dişçi, müşterisine:
Bu diş çekimi için siz
den iki misli ücret almak zorundayım hanımefendi. Neden doktor bey?
O kadar yaygara yaptınız ki, bekleme odasındakimüşterilerimden ikisi çığlıklarınızı duyunca hemen kalkıp gittiler.
BABA MESLEĞİ
İngiliz yazarlarından Bernard Shaw, bir akşam, İn giltere kraliçesinin bir ziyafetinde bulunuyordu.
Bir aralık kendini beğenmiş genç bir Lord, ona:
Babanız küçük bir terzi idi, değil mi? diye küçüm ser bir tavırla sordu.
Shaw:
Evet, diye cevap verdi. Lord:
O halde siz de ne diye terzi olmadınız? diye sorusunu yeniledi.
' Shaw gülümseyerek Lord'a:
Babanız herhalde centilmen bir adamdı, değil mi?dedi.
Ona ne şüphe, cevabını alınca sözlerine şöyle devam etti:
O halde, siz de neden centilmen bir adam olma
dınız?
HEPSİ BİRDEN
Bektaşi'nin biri cömertli ği ile meşhur bir zengin ile tanıştı, ahbap oldu. Bektaşinin fakirliğini öğrenen zengin:
Sana para mı vere yim, bir at mı hediye edeyim, bir tarla mı ba ğışlayayım, beğen be ğendiğini... diye sordu.
Bektaşi:
Parayı cebime yerleştirir, atıma biner, tarlama giderim, dedi.
TANIMIYORMUŞ
Temel ile Cemal çok samimi arkadaştılar. İçtik leri su dahi ayrı gitmeyen bu iki arkadaş bir gün para yüzünden birbirleriyle mahkemelik olurlar.
Yargıç mahkeme salonunda karşısında Temel ile
Cemal olduğu halde durumu açıklar. Temel'in arkada şından 6orç para aldığı halde geri vermediğini söyler. İddianame okunur, şahitler birbiri ardınca dinlenir ve söz Temel'e gelince:
Ha pen pu uşaktan borç para almadum. der.
Cemal bir arkadaşına, bir de yargıca baktıktan son ra:
Ha sen penden para almadin mi?der.
Temel anlamsız gözlerle baktıktan sonra:
Hacim peğ, pen pu adami tanımayrum çi, ondan
para alayum... der.
Ha sen penu tanimay misun?
Tanimayrum tabii...
Cemâl, "Allah kahretsin!" gibilerden sağ elini yuka rıdan aşağıya salladıktan sonra:
Peçi öyleyse, pen de senu heç tanimayrum... der.
NEDEN YEMEZSİN?
Nasreddin Hoca Akşehir'e yeni geldiği sıralar parasız kalmış. Karnı da aç... Sokak larda dolaşırken bir fırın görmüş. Yeni çıkan ekmeklerin kokusuna dayanamayıp fırına girmiş, tezgâhın başın daki adama sormuş:
Bu ekmeklerin hepsi senin mi?
Benim.
Be adam, madem ki bu kadar mis gibi kokan ek
meğin var, ne diye oturup da yemezsin!
İPTAL
İş adamı sekreterine:
Hafta sonundaki bütün randevularım iptal edildi
mi kızım? dedi.
Ettim, beyefendi. En çok da Leman Hanım üzül
dü. Cumartesi günü onunla evlenecektiniz ya...
BOŞUNA MI?
Temel ölüm döşeğindedir. Karısı Fadime'yi yanına çağırır:
Fadime, hizmetçi kızla aldatiyordum seni, beni
affet. Hakkım helal et.
Bileyirum, boşina mi zehirledum seni sanaysun?
TEMEL VE FADİME
Temel, karısı Fadime ile dargındır. Ayrı odalarda yat maktadırlar. Konuşmak zorun da oldukları şeyleri yazılı ola rak birbirlerine anlatmaya çalışıyorlardı. Bir akşam Fadime yatağına yatacağı zaman dola bının yanında küçük bir pusula bulur. Pusulayı Temel yazmıştır. Şöyle demektedir:
Sabah penu saat peşte uyandurasın...
Ertesi sabah saat sekizde uyandığı zaman Temel ya nındaki masanın üzerinde şu pusulayı görür:
Temel, haydi kalk saat peşe celeyi...
NİÇİN BALIK TUTAMIYORMUŞ?
Bir Batılı Alman ile bir komünist Rus, sınırın iki yanında balık avlıyordu.
Alman birbiri ardınca balık tutarken, Rus'un oltasına bir tek balık bile gelmiyordu.
Nihayet Rus nehrin karşı yakasındaki Alman'a ses lendi:
Sen balık tutarken aynı nehirden, ben neden hiç
bir balık tutamıyorum?
Alman biraz düşündükten sonra cevap verdi:
Belki senin tarafında, balıklar ağızlarım açmaktan korkuyorlardır.
ÇOK YAŞA
Diktatörün biri, nutuk vermek üzere halkı kentin stadyumu na çağırmıştı. Tam mikrofon başına gelmişti ki, ön sıralar dan birindeki dinleyici aksırdı.
Kim hap sırdı? diye sordu.
Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir verdi:
Ön sıra!
İlk sıradakiler yaylım ateşine tutuldular. Diktatör yine sordu:
Kim hapşırdı?
Yine cevap yok. Yine yaylım ateş...
İlk on beş sıradakilerin hepsi öldü. Aynı soruyu on altıncı sıradakilere sorunca, çelimsiz bir adam yerinden kalkıp korka çekine:
Ben hapşırdım Sayın Başkanım, dedi.
Diktatör, aradığını bulmanın rahatlığı içinde:
Çok yaşa! dedi. Ben de "çok yaşa" demek için
sormuştum zaten.
MUAYENE..
Temel tedavi için İstanbul'a gelir ve doktora gider.
Muayenehanede doktor Temel'e soyun masını söyler. Temel soyunur ancak uzun süredir yıkanmadığı için ter kokmaktadır.
Doktor sinirlenir:
Arada bir yıkansanız fena olmaz.
Bileyrum doktor, memleçetteki doktor da öyle
söyledi, ama pen ceneeyi bir doktora cöruneyum diye
celdum.
TAM İSABET!
İçtihad dergisini yayımlayan Abdullah Cevdet'in bir şiirindeki:
Ben bu vatanın öksüzüyüm
dizesi, dizgi yanlışı sonucu:
Ben bu vatanın öküzüyüm
biçiminde çıktı.
Abdullah Cevdet buna pek öfkelenmişti. Önüne ge lene dert yanıyordu. Babıâli yokuşundan inerken Süleyman Nazif e rastladı. Uzun uzun yakındıktan sonra sor du:
Ne dersin bu işe?
Süleyman Nazif cevabı yapıştırdı:
Tam isabet, tam isabet!..
SAYI
Akıl hastanesini gezmekte olan gazeteci, bir koğuşta rastladığı hastaya sordu:Burada kaç kişisiniz?
Karşısındaki, elini "boş ver" anlamında salladıktan sonra:
Asıl, dedi, siz dışarda kaç kişisiniz?
NEREDEN KARDEŞİ OLUYORMUŞ ?
Adamın biri Hükümdarın kapıcısına gelir ve ona:
Anne-baba bir kardeşin geldi, demesini söyler.
Hükümdar, içeri girmesine izin verir. Aralarında şu konuşma geçer:
Nereden kardeşim oluyorsun sen?
Adem ile Havva'dan.
Ona bir dirhem verin.
Anne-baba bir kardeşine bir tek dirhem mi veri
yorsun?
Adem ile Havva'dan olan her kardeşime bir dir
hem verecek olsaydım, sana bu kadarı bile düşmezdi...
KUŞ SANMIŞ!
Saf köylü, şehre iş için gel miş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
Allahım... Ne güzel yaratıkların var... diyor.
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
Kusura bakma hemşerim. Seni kuş sandım da...
NİÇİN ALKIŞLIYORLAR?
Bir gün Einstein'la, meşhur komedyen Charlie Chaplin otomobille Hollywood'dan geçiyorlardı. Gören herkes onları alkışlıyorlardı.
Charlie, Einstein'a dönerek:
Bakınız, dedi, ikimizi de alkışlıyorlar.
Sizi anlamadıkları için, beni de anladıkları için alkış lıyorlar.
ZEKA
Cemal İstanbul'a yeni gelmiştir. Şe hirde bir kilisenin çanını vakitli vakit siz çalarken görür. Temel'i bulur ve sorar:
Ulaa Temel, ha pu kilisenin çanu niye çalayuuu...
Temel düşünür ve:
Görmeyi misun Çemaal, birisu ip unu çekeyu da
ondan çalayuuu... der.
DÖVE DÖVE ZINDIK ETMEK REVA MI?
Harun Reşid'in huzuruna, zındık olduğu söylenen bir adam getirirler.
Harun:
Sen zındık imişsin, doğru mu? diye sorar.
Adam inkar eder. Harun:
Hayır, sen zındıksın! dedikten sonra, ikrar edinceye kadar dövülmesini emreder. Adam:
Sultanım! Bir putperest huzurunuzda müslüman
olsa, kaftan giydirerek iltifat ettiğiniz halde; bir müslümanı döve döve zındık etmek haktan reva mıdır? der.
Bu söz, Sultan'ın hoşuna gider, adamı affederek serbestbırakır.
YANIYOR
Temel, pencereden kom şusu Cemal'e seslenir:
Ula uşak, ineklerunun
arasunda pipo, nargile içeni var midur?
Ula öyle şey olur mi?
Öyleysa ahirun yanayi!
ZOR GÖREV
Bütün parasını ortaya süren adam, pokerde kaybetti. Kaybedince kalp krizi geçirip oluverdi. Masadakiler, haberi ölenin karısına kimin vereceğini tartıştılar. Görev, içlerinden birinin üzerine kaldı.
O da ölenin karısını buldu, anlatmaya başladı:
Kocanız pokerde...
Kadın atıldı:
Bütün parasını ortaya koydu, değil mi?
Koydu ve...
Hepsini de kaybetti, öyle mi?
Kaybetti, hanımefendi.
Allah canını alsın o herifin!
Aldı, hanımefendi.
MISIR UNU
Temel reis, deniz kazasından sonra tek başına, terk edilmiş bir adaya düşer.
Aradan yıllar geçer ve yine kaza sonucu genç ve güzel bir kız yüzerek adaya çıkar. Genç kız, kendisini karşıla yan Temel reise anlamlı an lamlı güler;
Herhalde yıllardır hasretini çektiğin şeye kavuşacaksın şimdi.
Uyy, yoksa mısır un imi ceturdun yanında?
NİÇİN FENER TAŞIYORMUŞ?
Adamın biri, bir gece, elinde fener, omuzunda kova ile bir âmâya rast gelir. Âmâ yakınlardaki bir ırmağa varıp kovayı doldurmuş geri dönmektedir.Kendisine:
Sen âmâ (gözleri görmeyen) bir adamsın. Gece ile gündüz senin için birdir. Niçin fener taşıyorsun? Âmânın cevabı ibretli olur:
Ey boş kafalı adam! Feneri senin gibi kalbi âmâ(kör) olanların karanlıkta bana çarpıp ta su kabımı kırmamaları için taşıyorum...
KAYSERİLİ
Okuma-yazma bilmediğini önce den söyleyenlerden birinin, bilenler tarafına geçtiğini gören kumandan bağırır:
Sen neden o tarafa geçiyorsun
oğlum?
Acemi er gayet ciddi bir ağızla:
Kumandanım, der. Okumam
yazmam yok ama Kayseriliyim!...
BANA SOR
Bir adamın gayet huysuz bir hanımı varmış. Kadın bir gün Cenazesini kaldıracakları vakit imam, âdet gereği:
Ey cemaat! Şu hatunu nasıl bilirsiniz? deyince, adam imama:
Be hocaefendi! Cemaat ne bilsin, onu bana sor!
demiş.
SİZDEN AVANAK KİMSE YOK
Napolyon Bonapart, ki Avusturya İmparatorunun damadı idi, bir gün o taraftan fena bir haber alır. Kayın pederine öfkesinden hanımı Maria'ya:
Baban çok avanaktır,der.İmparatoriçe, fransız-
çayı iyi bilmediğinden, "avanak" manasına olan fransız- ca kelimeyi anlayamaz, hazır bulunan başbakandan bu kelimenin manasını sorar. O, iki tarafı da gücendirme mek için:
Dirayetli demektir, der.Bir kaç gün sonra, imparatoriçenin başkanlığı altında hususi bir meclis kurulur. Mühim bir madde müza kere olunduğu sırada kraliçe başbakana:
Bu işin düzeltilmesi himmetinize bağlıdır, çünküiçimizde sizden avanak kimse yoktur!der.
FOTOĞRAF
Temel, ahırda ineklerin arasında fotoğrafım çektirir ve yirmi yıldır gurbette olan dayısına yollar. Resmin arkasına da şöyle yaz mıştır:
Ortada, işaretleduğum penum!
KIRKAYAK
Lüks bir Mersedes Temel'e çarpar. Temel'in bacağı kırılır. Hastanede mersedesin sahibi hem özür diler hem de uzlaşma önerir.
Temel:
Olur efendu, der. Bağa bir beşyüzmilyon pango-
not verursen vazgeçerum davadan.
Yahu ne yapıyorsun ben milyarder miyim? Ha sen milyarder değilsun da ben kırkayak miyum?
TİCARETE DÖKMENİN ANLAMI YOK
Köyden şehire göçmüş cahilin biri, camiye pek gitmediği gibi, zaman zaman din adamları aleyhinde de lâflar edermiş. Bir ğün, ondan alacaklı ve bakkal dükkânı sahibi olan hoca bunu sıkıştırmış:
Ula Memo! Sen müslüman
değil misin?
Elhamdülillah müslümanım.
Niye öyleyse, namaz kılmıyorsun?
Kılacağım.
Oruç?
Tutacağım.
Karına iyi davranacak mısın?
Davranacağım.
Komşularla da iyi geçinecek misin?
Geçineceğim.
Borçlarını da ödeyecek misin?
Sözün buraya gelmesine fena halde sinirlenen Memo:
Hoca efendi,hoca efendi!demiş.îşi ticarete dök
menin âlemi yok.
KAZA
Polise bir ihbar gelir. Te mel ile Dursun kaza yapmıştır. Polis olay yerine geldiğinde görür ki, ara balar sapasağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
Anlat Temel. Olay na sıl oldu?
Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideyirdum. Meğersem Tur sun da karşidan öyle geleyirmuş...
ATINI ALSIN
Temel komşusunun atını almış, uzak bir Karadeniz köyüne gitmiş. Atı uygun bir yere bağlayarak düğün evine çıkmış. Kendisi gibi uzaktan gelen diğer davetli ler de atlarım Temel'in atının yanına bağlamışlar. Ak şam üzeri düğün dağıldığında, Temel atım alıp geri dö necek amma acaba hangi at kendisinin, bir türlü karar verememektedir. Bu arada diğer atların sahipleri de
orda toplanıp dönüş hazırlıkları içindedirler. Temel'in işi acele olduğu için bir an evvel gidecek, fakat atını ta- nıyamıyor.Bir an düşünür ve tabancasını çeker:
Uyy uşaklar ha puriye pakın, herkes atinu alsun, pen penum atimu vuracağum daa...
Bunun üzerine oradakiler hemen atlarına binerek uzaklaşırlar. Temel'e de kendi atı kalır ve bir yanlışlık yapmaktan kurtarır kendini.
AT
Küçük Temel dert yanıyordu:
Babacığım, bizimöğretmen atları tanımıyor!
Nasıl olur, bir öğretmen atı bilmez olur
mu? Bir at resmi çizip gösterdim. Bana, "Bu da neyin nesi?" diye sordu.
BÜYÜKANNE
Kendisini çok genç zanneden, zannettiğinden daha genç görünmeğe çalışan bir kadının oğlu, anasından gizli evlenir. Bir kaç sene sonra karısı vefat eder. İki ço cuğu geride kalır. Adam çocuklarını alıp anasına getirir ve elini öperek:
Anneciğim!Nasılsa cahilliğime uyup bir halttır
ettim. Rica ederim, bu çocukların hatırı için kabahatimiaffet! diye yalvardığı sırada, çocuklar da: Büyükanne! diyerek kadının boynuna sarılırlar.Kadın,oğluna derki: Haydi senin kabahatini affedeyim, lakin çocukların bana"büyükanne" demeleriniaffedemem!
AL BU KIZU
Ula Cemal, al pu kizu. Biluyrum
cüzel değil ama çok zengindur. Cüzel-
liktan sağa ne? Sabah işe cit, akşam
karanluğu dön. Gece yüzinu da cör-
mezsun. Hafta sonu da seyahata çik.
Eyi çok eyi uşah, ha nüfus sayimi
olduğu cun ne edeceğim?
PALAVRA
Temel kahvede palavraları bir biri peşisıra sırala maktadır.
Pizum sülale Yusuf Peygambere kadar dayanır.
Dinleyenlerden Cemal'in sabrı taşar:Ola çok ataysun. Seni biraz daha dinlesek sülalemin Nuh'un gemisine bindiğunu söyleyeceksun.
Yok demem oyla pişey, çünki pizum gendi taka-
muz varimiş. Tufanda pinmuşuk.
ZAMANE
Yaşlı dede torununu çocuk parkınagötürürken, önlerinden çok güzel bir araba geçti.
Dede:
Bak düt düt geçiyor, diye çocuğa ara-.bayı gösterdi.
Çocuk:
Dede, dedi, o senin düt düt dediğin sekiz silindirli, otomatik vitesli seksen model bir Mercedestir.
YARIŞ ATI
Kocasının ceplerini karış tırırken bir kağıt parçası buldu kadın. Üzerinde "Leyla" yazıyordu, bir de telefon numarası vardı. Akşam, kağıdı göstererek sordu Kadın kocasına:
Bu kimin numarası?
Aaa, bilmiyor musun, ünlü yarış atı bu. Bu hafta ona oynadım.
On gün sonra koca işten eve dönünce, karısı:
O ünlü yarış atı Leyla var ya, dedi. İşte o aradı seni bugün.
DÜNYAYA GELMEK
Çocuklar aralarında bebekle rin nasıl dünyaya geldiğini konuşuyorlarmış.
Biri; "Bizim ailede çocukları leylekler getirir," demiş.
Diğeri, "Bizde lahana tarlasında bulurlar. Onur, mahzun mahzun konuşmuş;
Bizim maddi durumumuz iyi değil, o yüzden be bekleri annem kendisi yapıyor.
AMORTİ
Karadeniz ilkokullarından birinde tarih dersi yapılı yordu. Öğretmen dersi anlattıktan sonra öğrencileri te ker teker sözlüye kaldırmaya başladı. Sıra Temel'e geldiğinde sordu:
Bil bakalım. İstanbul'un fethi hangi tarihte oldu?
1553...
Öğretmen büyük kızgınlık içinde bağırır.
Bilemedin, 1453. Otur...
Temel bu cevap üzerine öğretmenin gözünün içine baka baka büyük bir hayret ifadesiyle şöyle der:
Olir mi öğretmenum. Son içi rakamu pildum.
Amorti yok midur?..
İNANMAK
Temel doktora gidip midesinin ağrıdığını söylemiş. Doktor muayene etmek için
"soyun" demiş Temel'e...
Temel şaşırmış, kızmış:
Bana inanmıyor musunuz
doktor bey?!.
KAN TER İÇİNDE
Temel'in üstü başı kan içinde kahveye girdiğini gö ren arkadaşları hayretle sordular:
Hayrola Temel, nedir bu halin?
Hiç ya bizim kaynatayı gömdük de...
Yaa, başın sağolsun. İyi de bu kanlar ne oluyor?
Ha onu sormayın..Gömerken bayağı direndide...
DOSTLARIMIN ELİNDEN BENİ KURTAR
Dostlarının olur olmaz zamanda yaptığı ziyaretlerden illallah getiren bir Bektaşi, Allah'a şöyle yalvarmış:
Allahım, sen beni dostlarınım elinden kurtar, düşmanlarımla nasıl olsa ben başa çıkarım!
MALİYETİNE
Hırsız, çaldığı elbiseyi satmak için gittiği pazarda, elindekini bir başkasına çaldırmış. Akşam eve döndüğünde hanımı sormuş:
Elbiseyi kaça sattın? Hırsız gülümseyerek:
Maliyetine, demiş.
İMZA
Adamın biri, kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine kadar gider. Fakat, evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerde "EŞ- ŞEK" yazıp geri döner.
Birkaç gün sonra o kişiden şöyle bir yazı alır:
Bize gelmişsin.Kapıya attığın imzadan anladım!
UCUZ ELBİSE
Temel lüks bir mağazaya girmişti. Tezgâhtar kıza,
Bana bu dükkândaki en ucuz elbiseyi gösterin lütfen! dedi.
Cevap şöyleydi:
Üzerinizdeki efendim!
ZENCİ
Pazarlı, köye gi derken yolda bir zenci ye rastlar ve sorar:
Hemşerum,
Pazarli misin?
Yok,
Hemşinli?
Yok..
Rizeli?
Yok..
Anladum onun için boylesun...
İLANIN SONU
Gazetede çıkan ilan şöyleymiş:
Bir müdür aranıyor. Yüksek tahsilli, İngilizce ve
Fransızca bilir, askerliğini yapmış, 35 yaşından küçük,
boyu 1.85'den yukarı ve bekâr olması gerekir.
Bir adam başvurmuş:
Ben, yüksek tahsil şöyle dursun, ortayı bile yarıda bıraktım. İngilizce de bilmem, Fransızca da.Askerliğimi yapmadım. Yaşım, 45'den yukarı..Boyum da 1.65ancak... demiş.
Eee, demişler, ne demek istiyorsunuz?
Yani bu ilan verdiğiniz müdürlük işi var ya. Bu iş için bana güvenmeyin demeye geldim.
EHLİYET
Temel ehliyetsiz araba kullanmaktadır. Birgün trafik polisi Temel'i durdurur ve ehliyetini ister. Temel ehliyet almak için daha önceden çok uğraşmış, bir türlü alamamıştır. Ehliyetsiz çalışmak zorunda kalmıştır. Temel bu uğraşılarını da ima ederek şöyle der:
Uyy memur pey, siz bağa ehliyet vermeduzçi, isteyisunuz?..
HÜSNİYE TEYZE
Hüsniye teyze evin önünde oy namakta olan 5 yaşındaki Os man'ı görünce:
Oğlum anan evde midir?
Hee, benim yatağımda
uyuyor.
Niye kendi yatağında değil de senin yatağında?
Aslında beni uyutuyor.
ÖĞRENCİ TEMEL
Öğretmeni, geç kalan öğrenci Temel'e çıkışmış:
Sabah sekizde sınıfta olmalıydun?
Uyy.. pen yokken önemli pi şey mi oldi, hocam?!.
DİREĞİN SONU
Deliler, akıl hastanesinin yük sek bayrak direğine, birer birer tırmanıyorlar. Her çıkan deli, te pedeki bir noktaya bakıp kahka halarla gülüyor ve aşağı iniyor.
Asistan doktor da sonunda merak etmiş, tırmanmış ve dire ğin tepesine yapıştırılmış bir kâ ğıt üzerine yazılı şu 2 kelimeyi okumuş:
Direğin sonu.
T" HARFİ Temel, arkadaşı Cemal'e sorar:
Baş harfi "P" ile başlayan bir yemek adı söylermisun?
Pırasa.
Pilemedun.
Pirzola.
Değul.
Piliç.
O hiç değul.
Tamam buldum, Pilav.
Hayır o da değul.
Pilemeyeceğim, sen söyle pakayım.
Pamya...
YANINDAN GEÇER GİDERİZ
Temel, İngiltere'den, Trabzon'a gelen konuğa şehri gezdiriyor- muş. İngiliz misafir, çevreyi ge zerken birkaç Türkçe sözcük öğrenmeye çalışıyormuş. Bir ağacın yanından geçerken Temel'e sormuş:
Biz İngilizce buna"tree"deriz,siz ne dersiniz?
Temel hemen cevabı yapıştırmış:
Biz birşey demeyiz, yanından geçer gideriz.
KÖYÜN YABANCISI OLUNCA...
Nasreddin Hoca daha önce hiç uğramadığı bir köyden geçiyormuş. Bir köylü yanma yaklaşmış:
Efendi, bugün gün lerden ne?
Hoca, yorgunluğun et kisiyle hangi gün olduğunu bir türlü çıkaramayınca:
Bu köyün yabancısıyım, demiş. Buranın günlerini bilmem.
BİR ALTIN BORÇ
Tenasuha, yani ruhun insan öldükten sonra bir hay vanın veya başka bir insanın bedenine girip tekrar dün yaya döndüğüne inanan Arap şairlerinden biri arkada şına şaka olarak:
Bana bir altın ver, dünyaya öbür gelişimde sana yüz altın vereyim, demiş.
Arkadaşı, ona, inancına uygun şu karşılığı vermiş:
Önce sen, öbür gelişte insan geleceğine dair bana bir kefil göster,ben de bir altını sana vereyim. Ya köpek veya maymun olarak dünyaya gelirsen, 100 altını ben kimden alırım...
SEÇİM YASAĞI
Rusya'da seçim yapılıyordu.
Adamın biri eline verilen zarfı açmak isteyince, görevli sandık başı memuru atıldı:
Hey, ne yapıyorsun?
Bir şey yaptığım yok. Sadece kimi seçtiğimi bilmek istedim de...
Memur gülerek başını salladı:
Olmaz öyle şey. Seçimin gizli olduğunu bilmiyormusun?
MİLLİ MARŞ
Trabzon'da 95-96 sezonunun şampiyonluk maçı yapılmak tadır. Stat tıklım tıklım. Büyük heyecan ve stres var. Trab- zon'luluk ruhu kabarmış, fut bolcular seremoniye çıkmışlar ve Milli marşı herkes olanca gücüyle okurken Oflu Ömer yanında Tellioğlu Fuat'ın du daklarını kıpırdatma zahmetinde bile bulunmadığını görünce bozulur, dirseğiyle dürterek uyarır:
Ula Fuat, niye söylemiysun millu marşimuzi?
Fuat fısıldayarak cevap verir:
Ula penum sesum küzel teğildur da ondan, der.
HA BU YAŞTAN SONRA...
Temel ile Fadime hayli zamandan beri birlikte yaşıyorlarmış. Fadime ev lenmek istiyor, fakat Temel buna pek yanaşmıyormuş. Yıllar böyle sürüp gitmiş.
Bir gün Fadime, Temel'e açılmış:
Temel artık evlenek derim, ne dersin?
Temel umutsuz başını sallamış:
Ha bu yaştan sonra bizu çim alur Fadime?
KEDİ İki deli, akıl hastanesinin duvarını sessizce aşıp, hendeğe gizlendiler.
Hışırtıyı duyan bekçi ba ğırdı:
Kim var orada?
Delilerin biri çok akıllıca bir kedi taklidi yaptı: "Miyaaaauuv..."
Bekçi uzaklaştı, deliler sürünerek uzaklaşmaya çalış tı, ama yine hışırtılar duyuldu.
Bekçi tekrar gelip bağırdı:
Kim var orada?
Cevap ikinci deliden geldi:
Bir kedi daha.
KISA DONEM
Temel askerlik görevini denizaltında yapıyordu. Fakat kısa bir süre sonra köyüne döndü. Yakınları Temel'e böyle erken dönmesinin sebebini sordular.
Temel şöyle cevap verdi.
Beni daha fazla alıkoymak istemediler. Çünkü geceleri yatarken pencereleri ardına kadar açıyordum.
DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Kadının kocası hastaymış. Birdenbire durumu ağırlaşmış. Telâ şa kapılan kadın hemen bir doktor çağırmış.
Doktor hastayı inceden inceye muayene ettikten sonra dışarı çıkmış. Kadın hemen yanına koşup sormuş:
Durumu nasıl doktor? Çok mu kötü? Can mı çe
kişiyor yoksa?
Telaşlanmayın hanfendi. Üzülecek bir şey yok,
maşallah turp gibi.
İyi ama, öyleyse nesi var doktor bey?
Nesi mi var?.. Ha bakın, doğrusunu isterseniz onu ben de anlayamadım. Ama merak etmeyin, otopside anlarız!..
ÖLÜMDEN KAÇILMAZ
Saf bir adam, koşa koşa Hazret-i Süleyman'ın sarayına gelir. Yüzü sararmıştır. Hazret-i Süleyman sorar:
Efendi ne oldu?
Adil hükümdar... Bugün Azrail bana öyle hışımla baktı ki... Rüzgara emret. Beni alıp Hindistan'a götürsün. Belki oraya gidersem canımı alamaz...
Hazret-i Süleyman, rüzgara emretti. Rüzgar, hemen adamı alıp Hindistan'a götürdü. Biraz sonra da, Azrail'e sordu:
O zavallı adama ne sebeple hışımla baktın? Bana anlat...
Azrail:
Ey Allahın elçisi, dedi. Ben ona hışımla bakma
dım. Onu yol uğrağında görünce, şaşırdım. Çünkü Allah
bana, "Bugün git, onun canını Hindistan'da al", buyurmuştu. Halbuki onun yüz kanadı olsaydı, bugün Hindistan'a gidemezdi, dedi...
DALKAVUK
Paşa hazretleri, kona ğında yemek yerken patlı can musakkayı çok be ğenmiş:
Yahu, demiş... Şu patlıcan üzerine yemek
yoktur.Nesi olsa yenilir.Yanındakidalkavuk he
men atılmış:
Evet, Paşa hazretleri, patlıcan gibi sebze yoktur.Nesi olsa yenilir...
Bir kaç gün sonra, sofraya patlıcan kaynıyarık gelin ce Paşa kızmış:
Yahu, demiş. Şu patlıcan da bir şeye benzese,
yenilecek şey değil...
Dalkavuk hemen söze atılmış:
Haklısınız Paşa hazretleri, berbat bir şeydir. Şununasıl yerler anlamam...
Paşa, kaşlarını çatmış:
Ulan, iki gün önce patlıcanı övüyordun. Şimdi ise yerin dibine sokuyorsun!..
Dalkavuk, yerlere kadar eğilerek:
Aman Paşa hazretleri, ben patlıcanın değil, zatıalinizin dalkavuğuyum...
TİLKİ
Tilki, bir gün başını alır, gezmeye çı kar. Köyün mey danına varır. Bir duvara çıkar, çev reyi seyre dalar. Oradan geçen köy muhtarı şaşırır:
Aaa, bir tilki!..
Köyün hocası camiye giderken duvardaki tilkiyi görür:
Aaa, tilkiye bak!..
Bakkal da oradan geçerken bağırır:
Hay Allah bir tilki!..
Kahvedekiler merak edip dışarı çıkarlar. Onlar da tilkiyi görünce şaşırırlar:
Tilkiyi gördünüz mü?
Vallahi bir tilki bu!..
Kalabalık çoğalıp sesler uğultuya dönüşünce tilki ormana kaçar. Dişi tilkiye:
Bugün öğle vakti köye indim. Orada herkes beni
tanıyor, ben hiçbirini tanımıyorum...
ŞAKA
Laz'ın biri, takasının içinde oturmuş, Allah'a yal varmaktadır:
Allahum, bu cün tuttuğum ilk paluğu pi fakire
vereceğum, der.
Ve lâz oltasını atarak beklemeye başlar. Neden sonra oltayı çeker. Bakar ki bir de ne görsün? Ucunda koskocaman bir balık!
Haçan hiç pu da fakire verulur mu daa!
Birden balık bir çırpınışta oltadan kurtulur ve denize atlar. Lâz üzgün ve şaşkın:
Allahum, ben şakacıktan demuştum daa... der.
TAMAMDIR
Temel, veznedardan bir demet pa ra almış ve saymaya başlamış. Ye- diyüz bin liraya kadar saymış:
Buraya kadar tamam çıktı, bundan sonrası da tamamdur... diyerek yürümüş gitmiş...
ÇOK ŞÜKÜR
Sarhoş bir Karadenizli, bir ayağı yolda, bir ayağı kaldırımda aksaya aksaya yürüyordu. Duru mu gören polis yaklaşıp sordu:HemşerimL Bu kadar sarhoş olmak için ne kadar içtin?
Ne münasebet memurbey.. Sen penum sarhoş oldu
ğumdan emin misun?
Kaldırımda nasıl yürüyordun? Bir ayağın sette,
diğeri yerde... Ancak sarhoş böyle yürür!
Karadenizli sevinçle ellerini yüzüne götürdü:
Sağolun memur bey! Penu o kadar rahatlattınız
ki... Doğrusu kendimi topal zannedeydum...
HEY GİDİ GENÇLİK HEY
Hoca bir gün ata binmek ister, bir türlü binemez.Hey gidi gençlik hey, diye ah çeker.
Sonra etrafına bakınıp kimse olmadığını
görünce de; Hadi hadi... ben senin gençliğini de bilirim, der.
NİYE GİRMEMİŞ?
Doktor, beş akıl hastasını, boş banyonun önüne götürdü ve emretti:
Haydi, girin suya ve başla yın yüzmeye!
Biri hariç, hepsi doktorun em rine uydular, boş banyonun içine doldular, kulaç atmaya başladılar...
Doktor, banyoya girmeyen delinin yanma yaklaştı. Gülümseyerek:
Galiba sen iyileştin Ahmet, niye yüzmedin?
Deli boynunu büktü:
Belki kızacaksınız ama doktor bey, yüzme bilmi
yorum ben de, ondan
SALAK ERLER
İki çavuş iddaya girer hangimizin eri daha salak diye. İlk çavuş erini çağırır ve der ki;
-Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araaba al. Er:
-Baaaşüstüne çavuşum der gider.
ikinci çavuş çağırır erini:
-olum git bak bakayım ben evdemiyim der..
er:
-baaşüstüne çavuşum der çıkar.
bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
-yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer er:
-yahu benim ki daha salak yok gidip kenddisi evdemiyiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskaca askeriyenin telefonu var evi arada sorsana...
ASKER TEMEL
Asker Temel içki içmeyi çok severmiş.Bir gün komutan duvara bir yazı yazmış:"İÇKİ ÖLDÜRÜR" Asker Temel sabah bu yazıyı görünce yanına ekler:"ASKER ÖLÜMDEN KORKMAZ"
LAZER
Komutan bölüğe bir bilgisayar aldırır ancak yazıcı almayı unutur. Postasını çağırır ve ona 'git bana bir lazer yazıcı getir' der. postası gider bölüğün içindeki bütün erlere laz olup olmadığını sorar, bir laz bulur ve komutanın yanına getirir. komutan postasına 'bu kim ' diye sorar ve posta komutana 'bir tane laz er getirdim' der.Komutan ise 'iyi ki scan-er istemedik'der ve asker de 'onu da bulabilirim komutanım ' der.
TEK ASKER
Manevra varmış. Temel elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş :
-Düşman önden gelirse ne yaparsın Temel??
Temel cevaplamış.
Şu yandan, bu yandan,
Arkadan gelirse, diye tekrar sormuş komutan.
Temel bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda :
-Ya düşman tepeden gelirse? deyince.
Temel dayanamamış ve :
-Habu memleketin tek askeru ben miyum koomitanum daa!
TOS-BA-ĞA
Komutan bir gün askerleri sıraya diziyor ve okuma bilenler ve bilmiyenleri ayırıyor.Bilenlerin bilmeyenlere öğretmesini istiyor ve 1 hafta zaman verıyor.Okumayı öğrenenlerede benden 1 hafta izin diyor ve 1 hafta sonra komutan askerleri bir kara tahta önüne topluyor ve tahtaya kaplumbağa yazıyor ve hadi okuya bilen varmı diyor ama kimseden ses soluk yok.Komutan hadi size bir şans daha diyor ve size yazdığım kelimenin resmini çizecem diyor ve kafasını,ayaklarını,kabuğunu falan çiziyor ve hemen askerlerden biri atlıyor. Komutanım ben buldum okuya bilirmiyim diyor ve komutan tabiki diyerek hadi oku bakim diyor ve (asker heceleyerek)tos-ba-ğa diyor.
KAPTAN BRAVO
Günün birinde acik denizlerde yol alirken, gözcü seslenmis diregin tepesinden, "heyyoooo, uzakta bir korsan gemisi göründüüüüü...
" Bunun üzerine tüm mürettebat dehset icinde saga sola kosusturmaya baslamis. Kaptan Bravo sakin bir sesle yardimcisina seslenmis,
"bana kirmizi gömlegimi getirin."
Yardimci derhal kaptanin kirmizi gömlegini getirmis... Bravo gömlegi giyerken adamlarini savas düzenine sokmus ve korsanlari yenmis...
Daha sonra, gözcü bu kez bir degil, iki korsan gemisini tespit etmis uzaklarda...
Kaptan Bravo bu kez de kirmizi gömlegini istemis ve yine korsanlari duman etmis. O aksam, bütün mürettebat güvertede oturmus, o günkü zaferi konusurken, adamlardan biri kaptana sormus:
"Kaptanim, niye savastan önce kirmizi gömleginizi istiyorsunuz, cok merak ettik de, bagislayin sormakla bir kusur ediyorsam..."
Bravo soruyu cevaplamis:
"Sundan istiyorum evladim... Eger saldiri sirasinda yaralanirsam kirmizi gömlek akan kanimi belli etmez, böylelikle siz de korkusuzca düsmanlarimiza direnmeyi sürdürürsünüz.
"Ortaligi bir sessizlik kaplamis, sadece denizin sipirtisi ve rüzgarin yelkenlere dokunusu duyuluyormus... Adamlarin yürekleri kaptanlarinin cesaretine duyduklari hayranlikla güm be de güm atiyormus...
Safak sökerken gözcü bu kez bir degil, iki degil, ama tam ON korsan gemisinin yaklasmakta oldugunu tespit etmis. Mürettebat kutsayici bir sessizlikle kaptanlarina bakarak, onun o artik alisilagelen kirmizi gömlek talebinde bulunmasini beklemeye baslamislar.
Kaptan Bravo celik gibi gözleriyle gemisine yaklasan korsan filosuna bakmis, sonra korkusuzca adamlarina dönmüs ve sakin bir sesle bagirmis:
"Kahverengi pantolonumu getirin bana!"
KAMUFLAJ
Askerde kamuflaj yarışması var... Herkes cuvallara giriyor, komutan gelip tekme atıyor onlarda hayvan sesleri çıkarıyorlar komutan onaylıyor...
Birinci çuvala vuruyor.. Hav hav hav.
Komutan aferin diyor köpek çuvalı....
İkinci çuvala vuruyor, miyav miyav..
Komutan gene beğeniyor.. Böyle on onbeş çuval geziyor. Hepsi çok iyi taklit yapıyorlar...
Enson çuvala vuruyor ses yok...
Daha sert vuruyor gene ses yok, tekme, tokat, tahta, tüfek, ses yok...
Askerlere emir veriyor iyicene tekmeleyin...
Çuvaldan kan sızmaya başlıyor..
Beş dakika sonra da ince, bitkin bir ses:
'Patateeeeeees'
GERİ ZEKALI KAMYON ŞOFÖRÜ
Mehmet er olarak askerliğini yapmaktadır. Ve komutan her gün Mehmet'i 10 km. uzaktaki şehir merkezine yürüyerek gönderir ve kendisine günlük bir Hürriyet gazetesi aldırır.
Mehmet her ince şehir merkezine yürüyerek gider ve ogleden sonra saat 15,00e doğru da kışlaya geri gelerek komutanına aldığı gazeteyi verir.
Aradan 10-15 gün geçer ve Mehmet hergün ayni işlemi yapmaktadır.
Bir gün Mehmet bu adar uzun yolu hergün gitmeye dayanamaz ve şehre gazete almaya gittiğinde aynı Hürriyet gazetesinden 4 adet alır ve karargaha geri döner ve komutana gazetelerden bir tanesini verir. Diğer 3 gazeteyi de kendisinde saklar.
2. gün Mehmet sanki şehre gitmis gibi yapar ve garnizonda sota yerlerde oyalanır ve öğleden sonra saat 15,00 e dogru dün aldığı Hürriyet gazetelerinden birisini daha komutana verir.
3. gün Mehmet şehre gitmez ve ogleden sonra saat 15,00 e dogru komutanın yanına giderek aldığı gazetlerden bir tanesini daha verir.
4. gün de ayni şeyi yapar ki; komutan Mehmete hışımla seslenir ve derki:
'Sen bu gazetelere gelirken göz gezdiriyor musun, bakıyor musun?
' Mehmet endişe ile ve korkarak 'hayır komutanım hiç bakmıyorum' der.
Komutan tebessüm ederek Mehmet'i yanına çağırır ve der ki
'Gel o zaman sana komik bir şey göstereyim, geri zekalı bir şoför, 3 gündür ayni araba ile ayni ağaca çarpıyor...
Bak 3 gündür gazetede adamın da, carptığı arabanın da agacın da resimlerini koyuyorlar' der.
DİKTATÖR
Diktatör general askerleri ile yolda giderken askerlerden biri hapşırmış.
Diktatör arkasını dönüp:
'Kim hapşırdı demiş:
' Askerler korkudan bir şey söyleyememiş.
Diktatör bunun üzerine birinci sırayı kurşuna dizmiş.
Sonra yola devam etmişler biraz sonra yine bir hapşırık sesi gelmiş.
Diktatör kim hapşırdı deyince yine korkudan kimse kimin hapşırdıgını soyleyememiş.
Bunun uzerine diktator ikinci sırayı kursuna dizmiş.
Biraz sonra yine birisi hapşırmış.
Diktatör arkasını donup sormus kim hapşırdı diye.
Bi asker ben hapşırdım demiş .
Diktatör general askere dönüp:
Çok yaşa demiş.
ÇABUK ÇAĞIR
Yüzbasinin çok sevdigi ve güvendigi Onbasi Mehmet'in cezalandirdigi er, yüzbasinin karsisinda :
-Komutanim benim bir sikayetim var.
-Söyle.
-Mehmet onbasi beni dögdi.
-Git, ben onun cezasini veririm.
-Ama yüzbasim; hem dögdi , hem sögdi. -Anladim, git cezasini veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasini veririz dedik ya.
-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.<
-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladim.
-Ama yüzbasim, Mehmet onbasi benim anamaa da laf etti , babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin.
Yüzbasi :
-Derhal kos; çagir Mehmet Onbasi'yi buraaya! dedi.
BİSKÜVİ
Acemi er, levazim basçavusuna yakinir :
-Basçavusum, bize yemekte ördek böregi vverdiler.Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu.
-O halde? diye yanitlar basçavus.
Seen hiç asker bisküvisi yedin mi?
-Sey...yani evet, basçavusum.
-Içinden hiç asker çikti mi, ulan!
YAHUDİ ASKER
2'ci Dunya Savasi sirasinda Rus ordulari geri celiyorlar. Ve rus generali durumu kurtarmak icin askerleri tesvik etmeye karar vermis. Her getirilen olu nazi icin 10 ruble vaad etmis. Askerler saldirdilar. Catismadan sonra kimi 1 kimi 3 cesed getiriyorlar ve paralarini cash aliyorlar. Bu ara bir yahudi asker bir vagon surukleyerek getirdi Vagonun kapisini acti - icerisi ceset doluydu General bunu gorunce sasirdi ve askeri kenara cekerek soyle dedi. ' Asker ,anlarsin ya butcemiz zaif ,haydi ben sana 7.50 ruble cesetbasi verim' Asker 'olmaz' dedi' zaaten bana gelis fiyati 8.30 ruble '
30 DERECE DOĞUYA
Bir savas gemisi karanlik ve sisli bir gecede yol aliyormus. Derken kaptan koskundeki komutan tam karsida ve uzakta uzerlerine dogru gelen bir isik farketmis. Hemen karsi tarafa sinyal gondererek su mesaji gecmis:
-'Derhal rotanizi 30 derece doguya cevirriniz'
Karsindan aninda cevap gelmis:
-'Sen rotani 30 derece batiya cevir!' Komutan sasirmis, biraz da sinirlenmis, mesaji tekrarlamis:
-'Rotani derhal 30 derece doguya cevir, emrediyorum!'
Karsidan cevap:
-'Asil sen rotani 30 derece batiya cevirreceksin!'
Komutan ofkeden kuplere binmis, bir mesaj daha yollamis-'Ben 30 yillik kaptanim, sana son kez emrediyorum, rotani 30 derece batiya cevir!'
Cevap:
-'Sen 30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotani 30 derece doguya cevir'
Komutan, o kadar sinirlenmis ki, hemen murettebata butun toplari atese hazir hale getirmelerini emretmis ve son kez bir mesaj gondermis:
-'Burasi bir savas gemisi, derhal rotanii 30 derece batiya cevirmezsen atese baslayacagiz'
Karsidan cevap gelmis:
-'Burasi da bir deniz feneri.. Sen rotani bir an once 30 derece doguya cevirmezsen birazdan kayalara carpacaksin'
AMİRAL KAPICI
Adam zilzurna sarhos halde otelin kapisina gelir, kapida gordugu apoletli, sirmali uniformali adama seslenir:
... Heeey!, bana bir taxi cagir!
adam hiddetle: -!-
ben kapici degil, amiralim!
... oyleyse bana bir gemi cagir! :))
Karışık Fıkralar 1
Suna'nın başı ağrıyordu. Doktor çağırdılar. Doktor hap vererek dedi ki:
- Bu hap şimdi senin baş ağrını geçirir. Peki onu kolay yutabilecek misin?
Kolay yutmasına yutarımda, hap mideme girdikten sonra başıma giden yolu nereden bulacak?
Lüks bir lokantada müşterilerden biri önüne konan yemeği görünce bağırmaya başladı:
- Ben bu baklayı yiyemem. Çabuk bana şef garsonu çağırın! Yan masada oturan adam dudak bükerek cevap verdi:
-Fayda etmez efendim, o da yiyemez!..
*
Ressam İki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrediyordu. Biri:
-Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış.
Öbürü düzeltti:
-İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır.
-Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?
-Ressamı tanırım, sabahları onbirden önce kalkmaz.
* *
Öğretmen sınıfta ders anlatıyordu. Bir ara arka sırada oturan öğrencilerden birini işaret ederek:
-Söyle bakalım oğlum, köylüler kurtları niçin öldürürler?
-Kuzuları öldürdükleri için, efendim.
Ön sıralarda oturan Ayla, hemen atıldı:
-Öyleyse kasapları niçin öldürmüyorlar?
* *
Doktor, akıl hastasına sorar:
-Bir kulağını kesersem ne olur?
-Canım yanar.
-Ya iki kulağını keserse
-O zaman iyi göremem.
-Peki ama niçin? '
-Niçini var mı canım? İki kulağımı da keserseniz gözlüğümü nereye takarım?..
* *
Dil bilgisi dersinde öğretmen öğrencilere sordu:
-"Bağırmadım, bağırmadın, bağırmadı" deyince ne anlarsınız? diye sordu.
Kimseden çıt çıkmıyordu. Öğretmen bütün öğrencilerin birden parmak kaldırmasını beklediği için, hayal kırıklığına uğradı.
Neden sonra ön sıralardan Temel ayağa kalkarak söz hakkı istedi. Öğretmen söz verince de cevapladı:
-Önemli bir durum yok efendim. Hiç kimse bağırmamıştır.
* *
Temel İstanbul'a yeni taşınmış. Kapıcı sabah kapıyı çalmış.
Temel, kimseyi beklemediğinden merakla kapıya yönelmiş ve seslenmiş;
-Kim o?
Kapıcı:
-Çöp! diye bağırmış...
Temel gayet sakin ve kibar bir dille konuşmuş:
-İhtiyacımız yok...
* *
Boks maçı hayli heyecanlı geçiyordu. İki boksör ringde kıyasıya dövüşüyorlardı. Ama birinin durumu pek kötüydü. Yumrukları havayı dövüyor, bir teki bile rakibine değmiyordu. Raund arasında menejerine sordu: "Maçı almam için bir şansım var mı?" Menejeri bir yandan terini kurularken diğer taraftan: "Elbette var, diye cevap verdi. Etrafındaki havayı dönmeye devam et. Böylelikle rakibini zatüreden öldürebilirsin.
* *
- Temel bey, dairelerimiz aynı genişliktedir. Sen evi duvar kâğıdıyla kaplattın? Ben de evi dekore edeceğim de. Ne kâdar duvar kağıdı aldın?
- On yedi top aldum.
Komşu da duvar kâğıdını alır, evi kaplatır, ama epeyce de kâğıt elinde kalır.
- Yahu Temel, ben de on yedi top aldım ama, yedi top arttı!
- Eyi, benum da o kadar artmıştı!
* *
- Yahu Recep, bizum Fadume'nun çok köti bi huyi vardur. Gece dörde kadar uyumayı!
- Temelcuğum, peki o saate kadar ne yapayi?
- Penum eve gelmemi bekliyor!
* *
Karadeniz'de bir köyden geçen bir yabancı arabasıyla bir tavuk ezer. Kaçacaktır ama korkar. Dönüşte gene aynı köyden geçecektir. En iyisi sahibini bulup
parasını vermek. Muhtarı bulur durumu anlatır. Tavuğu verir. Ancak tavuk dümdüz olmuştur. Muhtar köylüleri tek tek çağırır. Tavuğu gösterir. Hiç kimse tavuğa sahip çıkmaz. Muhtar sonucu yabancıya açıklar:
- Bizim köyde yamyassı tavuk yoktur.
Temel Karadenizlinin fırınından bir ekmek alacak. Kafasını fırından içeri uzatır:
- Ha oradan bi ekmek vermeni rica edeyirum!
- Ula parasını verecek misun?
- Elbette vereceğum.
- Haçan parasını vereceksen ne diye rica edeyisun?
İsmet Paşanın oğlu Erdal İnönü, bir seçim mitingi için Rize'ye gider. Kürsüde konuşan ince zayıf uzun boylu İnönü'yü gören Temel sorar:
- Habu konuşan adam da kimdur?
Derler ki: İsmet İnönü'nün oğlu Erdal'dır!
- Uy desene Paşanun çok günahını almışuz. Rahmetli II. Dünya Savaşı yıllarında bizleri çok aç bırakmıştı. Baksanıza ne kadar adaletli davranmuş, kendi uşağını da aç bırakarak ne hale getirmiş!
Temel, karısı Fadime'yi bademcik ameliyatı yaptırmıştı. Hastaneden taburcu edilirken, doktor Temel'e bazı tavsiyelerde bulunur ve son olarak der ki;
- Aslında bu ameliyat gecikmiş, daha çocukken yapılmalıydı.
Temel hemen söze girer:
- O zaman faturayı kayınbabamı gönder de, hasabını o ödesun!
Hoca, minberden cemaate hitaba başlar:
- Ey cemaat-i müslimin, deyince: Arkalardan Temel, cevap verir:
- Efendum! Bağa mi deyisun?
Temel'in vecizesi: "İnsanlara baluklar aynı tehlikeye maruzdurlar. Her ikisi de ağzını açınca başları belaya girer.
Eskimo'nun biri ölünce, Cehennem'e atmışlar. Zebaniler sesini duyamuyınca kapıyı aralamışlar. Eskimo:
- Kapatın şu kapıyı! İçeri soğuk giriyor, üşüyorum. demiş.
Temel ile Dursun denize yüzmeye giderler. Temel boğulur. Savcı gelir araştırma yapmaya ve Dursun'a sorar:
- Olay nasıl oldu.
- Savci bey olay molay yok... Temel bi talup geleceğim dedi ama siz da göriysiniz gelmedi...
Adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider. Fakat adamı evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerle "EŞEK" diye yazıp döner.
Bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır:
- Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım.
Her gün Temel sabah erkenden Dursun'un evine gidiyormuş ve "Soğuk çay var mı?" diyormuş. Dursun da "yok" diyormuş. Bu bir kaç gün sürmüş. Dursun bir gün merak edip soğuk çay hazırlamış. Temel gene gelmiş. "Soğuk çay var mı?" demiş. Dursun da var demiş. Temel de "İyi ısıt da içelim" demiş.
Adam doktorun karşısındaki koltuğa oturdu.
- Durum çok kötü doktor bey, bir dakika önce olan herşeyi unutuveriyorum.
- Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun.
- Neyi?
- Ula Temel, senden polis olmaz. Nasıl kaçırdın elindeki azılı hırsızı!
Sormayın komiser bey. Bir anluk dalgınluğum sebep oldu. Üstünde "girmek yasaktır" tabelası bulunan bi yere girdi, arkasından gidemedum!
Komiser sorar:
- Temel, köpekleri atlatıp, kümesten tavuğu nasıl çaldın?
- Komiserüm, onu söylemem, meslek sırrıdır!
- Ama ben söyletmesini bilirim!
- O da sizin meslek sırrunuzdur!
Komutan sorar:
- Söyle bakalım Temel, cephanelik önünde nöbet tutuyorsun, birden cephanelik infilak etti, ne yaparsın?
- Herkesin duyması için havaya bi el ateş ederum komitanum!
İngilizler ve İskoçlar arasında yıllardır süren bir tartışma vardır. İngilizler her defasında İskoç kahvelerini basıp "Wilsonlar ayağa kalksın" deyip Wilsonları kurşuna dizip arkasından da "Eriksonlar ayağa kalksın" deyip Eriksonları kurşundan geçirirlerdi. Bu olay İskoçların çok moralini bozmaya başlamıştır. Toplanıp bu olaya bir çözüm getirmeye çalışmışlar içlerinden en hakiki İskoç "buldum" diye bağırır. Wilsonlar ayağa kalksın dediklerinde Eriksonlar ayağa kalksın, Eriksonlar ayağa kalksın dediklerinde Wilsonlar ayağa kalksın; böylece onları kandırmış oluruz.
İki Kayseri'li maç sahasının önünde köfte satarken Birisi diğerine şöyle der.
- Ula Ehmet bir bilet al maçı öğren gel, der.
Ehmet gider ve maçı öğrerüp gelir durumu Arkadaşına anlatır:
- 2 direk dikiyler, ortaya bir kabak koyiyler. 21 avanak peşinde koşiyler. 2 direğin arasına girince gool diye bağriyler, birde utanmadan kısa don giyiyler.
Garson Temel'i, lokantanın nıüşterilerinden biri, yanına çağırıp, azarladı:
-- Bana getirdiğin tavuğun bir bacağı diğerinden daha kısa. Bu ne rezalet?
Temel, öfkeyle cevap verdi:
-- Ben sana o tavuğu dans edesin diye değil, yiyesin diye getirdim!..
Bir gün Bismark, harpte yararlılık gösteren bir askere madalya takarken:
-- Asker, yüz altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı?
Asker:
-- Madalyanın kıymeti nedir? der. Bismark:
-- Maddi kıyıııeti aşağı-yukarı üç altın, diye cevap verir.
Asker :
-- Öyleyse 97 altınla madalyayı isterim! der.
Adamın biri otele gelir:
-- Burada bír gece kalmak istiyorum. Fakat oda istemiyorum.
-- Oda istemiyor musunuz?
-- Hayır ben uyur gezerim. Uzun bir koridorunuz varsa, mesele yoktur. Sabaha kadar dolaşır dururum.
Temel gittiği göz doktoruna dert yanıyordu.
-- Ne zaman çay içsem sağ gözüm ağrıyor doktor bey.
Doktor, Temel'ın gözlerini kontrol ettikten sonra anlamlı anlamlı başını salladı ve gülerek cevap verdí:
-- Hımmm. Durunı anlaşıldi. Çay içmeden önce kaşığı bardaktan çikarın. O zaman sağ gözünüz ağrımaz.
Lokantaya giden Temel garsondan bardak istemiş.
Garson da masada ters duran bardakları göstererek:
-- Masada var ya' demiş...
Temel bardağı eline almiş ve biraz inceledikten sonra kaşlarını çatmış ve sítem dolu bir sesle konuşmuş:
-- Onlarín dibi deìik, üstü kapalì demiş...
Din dersi öğretmeni, öğrencilere bütün insanların Adem ve Havva'dan geldiğini söyledi. Bir öğrenci söz aldı:
-- Bu doğru değil.
-- Nasıl yani? dedi öğretmen.
-- Babam bize maymundan geldiğimizi söyledi.
-- Sevgili çocuğum, dedi öğretmen, sizin özel aile tarihiniz bizi hiç ilgilendirmiyor.
Temel uzun zamandır görmediği Cemal'le Îstanbul'da karşılaşır:
-- Uşak, nasılsun pakayum? - Îyiyum.
-- Çocuklarun nasuldur? - Onlar da çok iyidur.
-- Ha karin nasıldur?
Temel böyle sorunca, Cemal'in birden yüzü değişir... Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp, hemen şöyle der.
- Yani aynı mezarda mi yatayü!
Polise bir ihbar gelir. Temel ile Dursun kaza yapmıştır.
Polis olay yerine geldiğinde görür ki, arabalar sapa sağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
-- Anlat Temel. Olay nasıl oldu?
-- Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideydum. Meğersem Tursun da karşidan öyle geleyirmuş
|